01 Aralık 2012

RİO DE JANEİRO



‘’Ya değişik bir yere gidelim bu defa. Kültürünü, insanlarını, doğasını, yemeklerini bilmediğimiz, gördüğümüz şeylerden acayip heyecanlanacağımız, çok farklı bir yer olsun. Şaşıracağımız bir yer olsun.’’

Bu düşünceyle başladı Güney Amerika seyahatimiz. Mehmet Ali’ye bu fikrimi söylememle karar vermemiz arasındaki süre 30 saniye civarı. Tek yapmam gereken uygun zamanı belirleyip buna göre plan yapmak oldu. Güney Amerika’nın çok merak ettiğimiz 2 ülkesi Brezilya ve Arjantin. Bir de bu iki ülkenin sınırlarını belirleyen Iguazu.

Iguazu neresi derseniz; Dünyanın en muazzam doğa harikalarından biri oluyor kendileri. Unesco koruması altında ve Dünyanın 7 harikasından biri Iguazu şelaleleri ve yağmur ormanları. Gerçekten de hak etmiş yalnız.  

Brezilya-Iguazu-Arjantin. Bu üçlüyü yan yana yazarken bile heyecanlanıyorum. Hepimiz için eşsiz bir deneyim olacağı duygusuyla başladım programı yapmaya. Eşsiz bir deneyim ve müthiş anılarla da tamamladık seyahatimizi. Açıkçası tam 1 ay yoğun araştırmalar yaparak uçuş ve seyahat programı çıkarttım. Şimdi seyahati tamamlamış biri olarak bakıyorum, eksiksiz bir organizasyon yapmışım. Tek eksiğimiz biraz daha vakitti. Olsaydı, gittiğimiz yerlerin daha da içlerine gidebilme, kültürünü, yaşam biçimini daha çok anlayabilme, daha çok kilo alma fırsatımız olurduJ Ama bunun sonu yok galiba. Söz konusu seyahat olunca ben de yeni nesil hastalığına kapılıyorum daha fazlasını istiyorum durmadan, yetinemiyorum.

Yaptığım programa göre İstanbul’dan Rio de Janeiro’ya uçup 1 hafta Rio’da kalıp oradan Iguazu Falls’a gidecektik. (Iguazu Rio’dan uçakla 2 saat uzaklıkta) 2 gün şelaleler bölgesinde kaldıktan sonra buradan Buenos Aires’e uçacaktık. (Buenos Aires Iguazu’dan uçakla 1.5 saat uzaklıkta) İstanbul’a dönüşümüz ise Buenos Aires’ten olacak şekilde yaklaşık 15 günlük bir tatil programı yaptık.

İstanbul-Rio, Buenos Aires-İstanbul biletlerini ayarlamak çok kolay oldu. Ancak Rio-Iguazu-Buenos Aires uçuşlarını ayarlamak biraz zorladı. Türkiye’deki turizm ofisleri başka ülkelerin yerel havayolu şirketlerini sistemleri üzerinden göremedikleri için onlardan yardım alamadım. Her şeyi internetten hallettim. 1-2 günüm Güney Amerika’nın havayolu şirketlerini, havaalanlarını, sınır bölgesine uçarken nereye uçmanın daha uygun olacağını araştırarak geçti.

Iguazu iki ülkenin hatta Paraguay’ı da dahil edersek 3 ülkenin sınırında olduğu için Arjantin tarafına da uçuş var, Brezilya tarafına da. Iguazu’dan sonra Buenos Aires’e devam edeceğimiz için Iguazu’nun Arjantin tarafına uçmanın daha pratik olacağına karar verdim. Oraya vardığımızda şelalelerin Brezilya tarafına karayoluyla geçeriz diye plan yaptım. Sınırdan karayolu ile geçmek tam da söylendiği gibi çok kolaydı ve doğru bir karar verdiğimi orada da anlamış olduk.

Tam düşündüğümüz gibi heyecan verici, şaşırtıcı, taptaze bir seyahat oldu bizim için...
Bakın bakalım gezerken aldığım heyecanı ve keyfi yazıya dökebilecek miyim?

RİO DE JANEİRO

Rio de Janeiro denince herkesin aklına serbest çağrışım bir çok görüntü, duygu, ses, tavır ve atmosfer gelir eminim. Bizim de aklımızda bir çok fikir ve bilgi vardı burayla ilgili. Hepsinin toplamı hoş bir plaj ve eğlence şehrinden öte bir şey olmadığı hissi uyandırıyordu bizde, özellikle Mehmet Ali’de. Hatta Mehmet Ali biraz daha ileri götürüp büyük ihtimalle Fethiye Hillside’ın şehir versiyonu diyerek beklentilerimi oldukça aşağıya çekiverdi benim.
Rio’ya yüksek beklentilerden arınmış olarak ‘’artık bol bol meyve yer, plajlarında bolca vakit geçiririz’’ düşüncesiyle ayak bastık.

Açıkça söylemem gerekirse bende bıraktığı iz bunlardan çok öte oldu. Rahatlık üzerine tasarlanmış, rengarenk, yaşam tarzı, kumsalları, yemek kültürü ve binaları ile orada olmaktan çok keyif alacağınız bir şehir Rio.

Brezilya’nın en büyük 2. şehri. Dünyada da adından en çok söz edilen şehirlerden biri. Bence adından söz ettirmesi de hiç boşuna değil. Gideni bağlıyor, kendine aşık ediyor aşırı rahatlığıyla... Hem büyük bir şehir, hem değil, hem çok zengin hem çok fakir, hem herkes gevşek ve kolunu kıpırdatmaktan aciz hem de herkes koşuyor, hem çok uyuyor, hem çok uykusuz. İlginç bir şehir burası. Tek bir şeyle tarif etmek pek mümkün değil. Yalnızca plaj, kumsal, karnaval ve eğlenceyle ifade etmekte çok büyük haksızlık bu şehre. Burası beğenin beğenmeyin bir yaşam kültürü sunuyor. Ben sunulanı çok beğendim. Orada yaşamaya çok özendim. Bir süre sonra sıkar belki ama ömrümü 10 yıl uzatacak bir vaadi vardı açıkça...




Rio gezmesi çok kolay bir şehir. Çok büyük bir kısmını da yürüyerek gezebilirsiniz. Biz öyle yaptık en azından. Boylu boyunca plajların uzandığı, bütün hayatın da plajların etrafında aktığı bir yer. Plajları 3 bölgeye ayrılmış. Copacabana, İpanema ve Lebnon. Lebnon ve İpanema tarafları neredeyse herkes tarafından ağız birliği edilmişçesine en güvenli ve iyi bölge olarak tarif ediliyor. Bence de öyle. En lüks bölgesi Lebnon deniyor ama benim fikrim İpanema hem çok iyi restoranların olduğu hem de denizin daha iyi olduğu, üstelik günün her saati cıvıl cıvıl olan bir bölge. Bu nedenle tavsiyem İpanema civarında kalmanız. Zaten İpanema’nın bittiği yerde Lebnon başlıyor. Birbirlerine hem çok yakın hem de iç içe geçmiş yerler. 

























Copacabana plajı ve bölgesinin adı var kendi yok. Popüleritesini uzun zaman önce yitirmiş. Bununla beraber ne gündüz ne de gece pek güven vermeyen bir bölge. Etrafı en tehlikelileri diye anlatılan ‘’Favela’’larla çevrili. Bizdeki karşılığı gecekondu gibi. Yani “Öteki Rio”. 

Biz 2-3 günümüzü İpanema –Lebnon civarını gezip etrafı anlamaya çalışarak geçirdik.
New York’ta yaşayan ve Rio’da evleri olan 2 ayrı arkadaşımızın turistik olmayan restoran, cafe, yemek, içki, meyve, meyve suyu ve tatlı önerilerini tek tek denedik...



Öyle harika ipuçları verdiler ki plajda otururken seyyar satıcıların sattığı ve ne olduğunu onlar olmasa asla bilemeyeceğimiz yiyeceklerini bile tanıyor haldeydik. Patricia plajda satılan, hem tatlısı hem de tuzlusu olan krakerleri markasıyla söyledi ve not olarak kendisinin pek sevmediğini bile yazmıştı bana. Keşke dinleseymişim onu. Gerçekten de rezil ötesi bir şey yiyor bütün plaj topluca... İnanılır gibi değil! Rio’da yediğimiz tek kötü şey diyebilirim. Adı GLOBO...


2-3 günlük gezmelerimiz sonunda şehir ve plajlar hakkında ciddi bir fikir sahibi olduğumuza kanaat getirdik ve plaj bölgesinin dışına çıkmaya karar verdik.


İPANEMA
Rio gözünüzün önünde şöyle canlansın; Göz alabildiğine uzanan plajlar ve bu plajların hemen arkasında başlayan bir şehir. Şehir geriye doğru 4-5 bloktan oluşuyor. Yani şehrin içine girelim dediğiniz alan, plajlardan sonra 4-5 blok. 



Sonrasında bitiyor mu şehir derseniz, hayır bitmiyor ama girilmesi ayrı bir macera gerektiren favelalar bölgesi başlıyor. Bazı favelalar şehrin o kadar içine girmiş ki yolda yürürken kafanızı kaldırdığınızda çoğu yerde favelaları görebiliyorsunuz . Hatta bunlardan 1-2 tanesi illa favela görmek istiyorum diyenler için turistik amaçlı gezdiriliyor. 1-2 tanesi dışında kalanlar ‘Tanrı Kent’ filmindeki gibi ne yabancıların hoş karşılandığı ne de orada olmaktan zerre keyif alınacak yerler açıkçası. Bu favela turizmini de hiç anlamış değilim. Yardım amaçlı olmadıktan sonra gecekonduda yaşayan insanların nasıl bir sefalet içinde olduklarını, nasıl insanlıktan çıkmış bir şekilde yaşadıklarını görme arzusu tetikleyen dürtüyü çok merak ediyorum. Tahmin ettiğim şey ise insanlıktan utandırıyor. Neyse, Rio’nun kanayan yarası olarak favelaları ayrı bir yere koyuyorum.

FAVELALAR

Nerde kalmıştık; Plajların dışındaki Rio... Mutlaka gidilmesi gereken 4-5 yer var. Sugar Loaf, Corcovado, Lapa, Santa Teresa, Tijuca yağmur ormanları ve Botanik bahçesi.
Bunların tümü plan yapılarak ve özel vakit ayırılarak gidilmesi gereken yerler. Çünkü bu yerlerin tümü aslında yürüyerek gezilebilen Rio’nun biraz dışında kalıyorlar.

Corcovado- Sugar Loaf               

Corcovada ve Sugar Loaf, Rio de Janeiro’yu tepeden görmeniz için müthiş yerler. Fazlasıyla turistik ama gezilmesi görülmesi gereken yerler bence. Bu iki yeri görmek için yarım günden biraz daha fazla ayırmanızda fayda var. Ve en önemlisi havanın açık ve sisli olmamasını kollamanızda fayda var. Çünkü çook yükseğe çıkıyorsunuz ve çook güzel bir manzarayla karşılaşıyorsunuz, eğer sis olursa hiçbir şey göremiyorsunuz. Bu nedenle bir gün öncesinde otel ile konuşup hava durumu konusunda lokal bilgiler almanızı öneriyorum.

Tamamen güvenlik sebebiyle otelin bizim için ayarladığı yerel bir rehberle gezdik hem Corcovado’yu hem de Sugar Loaf’u. Bizi hem uzun kuyruklardan kurtardı hem de Corcovada civarında yer alan favelaları kontrollü geçmiş olduk.

Corcovada Tijuca ormanlarının içinden geçilerek (Dünyada üzerinde şehrin içinde/ortasında yer alan tek yağmur ormanları burası) ulaşılan Rio de Janeiro’ya tepeden bakan bir yer. 730 m yüksekliğinde bir tepe burası. Bu tepede Christ Redeem adı verilen Dev Kurtarıcı İsa heykeli var. 2007 yılında Dünyanın yeni 7 harikasından biri seçilmiş. Güzelliği tartışılır ama ezici büyüklüğü asla. 39 m yüksekliğiyle koyu Katolik bir ülke olan Brezilya’nın şanına yakışır bir heykel olmuş.




Sugar Loaf ise yine Rio’yu kuş bakışı görebileceğiniz, Rio’yu tanıtan tüm afiş ve broşürlerde kullanılan plaj fotoğraflarının çekildiği, olabildiğince turistik bir tepe. Buraya teleferiklerle çıkılıyor. Hatta çıkılan tepe öyle yüksek ki 2 aşamalı teleferik seyahati yapıyorsunuz. Çok uzun kuyruklarda beklemedik bizim rehber sayesinde. Zaten yoğun talep göz önüne alınarak hızlı akan ve iyi işleyen bir sistem kurulmuş. Yukarı çıkıldığında birden fazla cafe restoran ve kiosk var. İnmek için teleferiklerde uzun kuyruk olsa bile çeşit çeşit meyve ve meyve suyu eşliğinde harika bir manzara seyrederek kuyrukta beklemek hiç de sıkıcı olmuyor.

SUGAR LOAF'TAN RİO
SUGAR LOAF'A TIRMANMAK İÇİN ZORLU BİR YOL SEÇENLER
Rio’da bir yarım gününüzü bu iki yere mutlaka ayırmanızı tavsiye ediyorum. Hatta kaldığınız süre boyunca öğleden öncelerinizi plaj dışı aktivitelere ayırırsanız daha iyi olur. Sıcak ve aşırı nemli havada ‘plajda serinlemek ve coco içmek varken ne işim var benim bu turist yığını uzun kuyruklu Allahın tepelerinde diye söylenmekten ve bu konuda söylenmeye teşebbüs edenlerden kurtulursunuz. Günün en serin saatleri sabahları. En azından bizim gittiğimiz kuru mevsimde durum böyleydi.


CAFEİNA İPANEMA'DA SABAH KAHVESİ
Rio’da kaldığımız her gün şöyle geçti; Sabah kalkıp acayip acayip meyvelerle kahvaltı edip güne başladık. Aynı Rio’lular gibi telaşsız ve salına salına plajda yürüyüş yaptık. Her köşe başında olan meyve suyu dükkanlarından coco’larımızı elimize alıp sağa sola bakarak en çokta günün her saati akıl almaz bir şekilde spor yapan insanlar hakkında konuşarak, hayatımızda bu kadar fazla spor yapan insanı bir arada görmediğimizi şaşkınlıkla birbirimize anlatarak ve acaba meşhur Brezilyalı poposu dedikleri hangisi diye etrafa farklı gözlerle bakarak geçirdik.

İPANEMA SABAHLARI
Her sabahımıza mutlaka plajlar dışında bir aktivite koyduk. Bir gün Corcovado ve Sugar Loaf, bir gün Tijuca yağmur ormanı ve Botanic Bahçesi, bir gün Santa Terasa, bir gün şehrin ortasında yer alan Lagoon ve civarı gibi.

Botanik Bahçesi            

Bir sabah aktivitesi olarak Tijuca ormanının hemen dibinde yer alan Botanik Bahçesini gezmenizi mutlaka öneriyorum. Yağmur ormanlarına rehbersiz girmek, ‘hadi ormanda bir gezinti yapalım’ demek imkansız. Yani hayatta kalmaya devam etmek isteyenler için akıl işi değil. Israrla ve sürekli kendi başınıza ormana gitmeyin uyarılarıyla karşılaştık. Özellikle Ekim – Kasım dönemi yılanların kış uykusundan uyandıkları zamanmış. Günde yüzlerce vaka ile karşılaşıyorlarmış. Çoğu insan ya ölüyor ya da sakat kalıyor diye bizi ciddi ciddi uyardılar. Konu tabii yalnızca yılanlar değil. Ormana girmenin bir sürü kuralı var. Uygun pantolon, uygun ayakkabı, uygun ilaçları da yanınızda bulundurmanız şart. Aaa ne renkli, ne şeker kelebek dediğiniz şey sizi kısmi felç edip hareketsiz bırakıp diğer hayvanlara bir güzel yem edebilir. Ne Mehmet Ali ne de ben TV’de bile yılanlı, böcekli şeylere bakamazken rehberle de olsa ormanlarda kendimizi heba etmenin bir anlamı olmayacağına karar verdik. Bir de yanımızda Ada varken. Sonra işin yoksa pedagog pedagog gez durumu toparlamak için.

Ormanda girip keşfedemediğimiz vahşi doğayı daha kontrollü olan Botanik bahçesinde görme imkanımız oldu. Bir çok hayvanı doğal ortamında burada da gördük ama en azından belirlenen kurallara ve işaretli yollara uyulduğu takdirde hiç bir sorun olmayacağını da anladık girer girmez.


AĞAÇ'IN KÖKÜ BOYUNDAN UZUN
JARDİM BOTANİC
Çok botanik bahçe gezdim şimdiye kadar. Hiçbiri beni burası kadar etkilemedi. Her ağacı, her dalı, her çiçeği 'taş devrinden bilgi çağına ışınlanmış insan' şaşkınlığıyla izledik. Fotoğraflarını çektik, fotoğraflayamadığımızı hafızamıza kazıdık. Mutlaka ve mutlaka görmeniz gerekiyor burayı.




AĞAÇ KÖKLERİ

Botanik bahçesine taksi ile gittik. Siz de öyle yapın. Hatta dönüş için de taksiyi giderken ayarlayın. O civardan taksi bulmak çok zor. Şehir merkezine de yürümek çok kolay değil. Biz tecrübesizlikten bunların hiçbirini yapmadık tabii. Uzun süre bekleyip sonra nereye gittiğini bilemediğimiz bir belediye otobüsüne bindik. Binmedik otobüse attık kendimizi demek daha doğru. Otobüs şöförü, her ne kadar kullandığı aracın bir otobüs olduğunu unutup ona yarış arabası muamelesi yapıyor olsa da bizi Lebnon’a kadar getirdiği için minnet duyarak indik. Otobüs demişken Rio’nun beni çok şaşırtan dolmuşlarından da 2 cümle bahsedeyim. Rio’da dolmuşlar çokça kullanılan bir toplu taşıma aracı. Bütün plaj boyunca gidip gelen ve dolmuştan sarkarak ‘İpanema-Capacabana-Lebnon’ diye bağıran bir taşımacılık anlayışı var.  Dolmuştan sarkan muavinle göz göze geldiğiniz anda ücreti söyleyip seni bindirmek için ikna etmeye çalışıyor. Dolmuşlar tıklım tıklım bu arada. Oturacak yer sayısı 10 insan sayısı en az 30. Bu da Rio’nun içinde barındırdığı tezatlarından bir örnek daha...

Rodrigo De Freitas - Lagoon  
   
Rio’nun tam ortasında Rio’luların Lagoon dediği Ipanema, Leblon, Gavea, Botanik Bahçeleri, Copacabana, Botafogo ve Humaita semtleri ile çevrelenmiş adı Rodrigo De Freitas olan bir göl var. 


CORCOVADO'DAN LAGOON
Aslında bir tatlı su gölü olan Rodrigo De Freitas, Atlantik Okyanusu’nun körfezden içeri girmesiyle giderek büyümüş ve bugünkü gibi garip bir şekil almış. Güzel bir manzara var gölün kıyısında; turistlerin de ilgisini çeken bir yer haliyle. Kafeler, bisiklet parkurları, koşu ve yürüyüş alanları çevrelemiş gölün kıyısını. Gölde gezinti için kano ve pedallı su bisikleti kiralayan bir sürü yer de var.


GÖL BİSİKLETLERİ
Lagoon’un bir tarafı İpanema ve Lebnon’a dayanıyor demiştim ya, işte hep bu taraflarda dolaşmanız daha güvenli. Yine de buralarda üzerinizde değerli eşya taşımamaya da özen gösterin. Cüzdanınızdan para çıkarırken dikkatli olun, oturduğunuz yerlerde (neresi olduğunun hiçbir önemi yok) çantanızı sandalyenizin arkasına asmayın. Bizim başımıza hiç kötü bir olay gelmedi ama Patrica ve Joana ( Biri Lebnon’da diğeri İpanema’da evi olan Brezilyalı arkadaşlar) her haberleşmemizde bunları ısrarla söyledi. Rio güvenli bir şehir mi diye bana sorsanız, cevabım ‘galiba Rio kendi halkı için daha tehlikeli bir şehir’ olur. Yada -neyseki-bizim başımıza kötü olay gelmedi.

Lapa- Santa Teresa

Rio’ya karnaval zamanında -yani Şubat ayında- gitmiyorsanız Brezilya ritmi denen şeyi en güzel Lapa’da yakalarsınız. Santa Teresa’nın etekleri olan Lapa Rio’nun red -light district’i. Samba’nın merkezi de burası. Müzikaller, tavernalar, barlar... Yani eğlence hayatı burada akıyor. Aşırı turistik ve bence erkek olmadığın sürece ilginç bir yer de değil. Erkekler için bir not; plajların dışında Brezilya poposunu da en iyi gözlemleyebileceğiniz yer burası.




Lapa civarındayken bence Rio’nun en farklı ve değişik bölgesi Santa Teresa’ya da gidin. Hem Lapa’ya hem de Santa Terasa’ya en doğru ve güvenli ulaşım taksi bu arada... Başka hiçbir ulaşım şekli düşünmeyin bile.
Santa Teresa, yüksek bir tepede çok güzel ve çok eski şatoların olduğu, bir dönemin Bohem hayatının izlerini hala taşıyan, dar yollarının ortasından tramvay geçen, yeni bir şehir gibi görünen Rio’nun en eski ve özenle korunmuş güzel bir yeri. 





Tepeden Guanabara körfezine bakıyor burası. Manzarası da çok hoş. Burası sanki Rio’nun sanatçı tarafı gibi. Biz Rio’daki son günlerimizden birinde Santa Teresa’ya gittik. Büyük şaşkınlık içinde gezdik etrafı. 



O kadar gün kalıp hiç görmediğimiz bir Rio gördük. Sanat galerinin olduğu, sanat filmlerinin gösterildiği küçük sinemaların olduğu, güzel binaların olduğu, sessiz sakin bir mahalle burası. Çok hoş restoranlar var etrafta. Benim önereceğim restoran Aprazivel. Belki de Rio’nun en iyilerinden biri... 





SANTA TERESA'DA CAİPİRİHA KEYFİ

Mutlaka bahçede bir masada oturun ve yanınızdakiyle burası neresi oyunu oynayın. Biri sizi oraya ışınlasa oranın hangi ülke hangi şehir olduğunu tahmin oyunu. Nereye benziyor burası oyunu... Biz Mehmet Ali ile her yeni yerde çok eğlenceli de olan bu oyunu oynuyoruz. Santa Teresa sizi İspanya’nın ya da Fransa’nın bir yerinde hissettirebilir. Ama Rio’da asla..:)

Rio Karnavalı

Rio’ya gidince Karnavalın nerede yapıldığını, daha doğrusu yapılıyor olabileceğini hop diye anlarsınız. Daha doğrusu anladığınızı sanırsınız bir süre Rio’da kalınca. Halbuki tahmininizde feci şekilde yanılırsınız. Büyük çoğunluğun tahmini, Karnaval’ın plajlar civarında yapıldığı şeklinde. Ama değil. Sambadrome adı verilen Lapa’ya yakın sayılabilecek bir yerde yapılıyor. Normal şartlarda karnaval zamanı değilse asla gidilmeyecek, gidilse de bir şey görülmeyecek bir yer. Ben baya bir hayal kırıklığı yaşadım açıkçası. ‘Upuzun plajları takip eden uzun caddeler boyunca yapılıyordur bu geçit töreni mutlaka’ diye düşünürken Sambadrome adı verilen, tuhaf, etrafında stadyum gibi betondan oturulacak alanların olduğu, küçücük bir alanda yapılıyormuş geçit töreni ve tüm karnaval. Acayip şaşırdığımı belirtmeden geçmek istemedim.

Feira Hippie- Semt Pazarı

Rio’nun en sevdiğimiz şeylerinden biri de pazar günleri İpanema da kurulan, adı Feira Hippie olan bir semt pazarı oldu. 


FEİRA HİPPİ STANDLAR
Sebze -meyve yok bu pazarda. Yerel sanatçıların sokaklarda resimlerini sergilediği, bir sürü incik boncuk, terlik, plaj eşyası gibi şeylerin satıldığı, yaşayan kültürü anlayabilmeniz için konsantre bir yer. Pazar gezmeyi sevenler için de ayrıca eğlenceli. Gidin işte, uğrayın en azından...


FEİRA HİPPİ PAZARI
Plajlar

Rio aslında anlatması zor, yaşanması kolay bir şehir. Her aklıma geldiğinde başka bir güzelliğini hatırlıyorum. Plajda olmak Rio’lu için bir yaşam biçimi mesela. Bir rituel. Plaj onlar için hayatın ta kendisi. Yemek yedikleri, spor yaptıkları, denize girdikleri, dans ettikleri, futbol oynadıkları yani yaşadıkları yer. Herkes futbol konusunda Brezilyayı ayrı bir yere koyar ya. Bence her spor burada ayrı bir öneme sahip. Bisiklete binmeyeni dövüyorlar burada. Ya da koşmayanı, ya da paten kaymayanı. Tamam dövmeseler de sosyal ortamlarda dışlıyorlardır kesin.


İPANEMA-LEBNON
Sanki Anayasalarının ilk maddesinde ‘Her Rio vatandaşı spor yapacak’ yazıyormuş gibi bir hal var bu şehirde. Hayretler içinde kaldık. Plajlar öyle uzun ki herkesin kendini iyi hissedeceği bölgeler oluşmuş zaman içinde... Bu bölgeleri de cankurtaran kulelerinin olduğu yerlere numara vererek isimlendirmişler. Biz çoğunlukla Post 9’da takıldık.

ATLANTİK OKYANUSU


Plajda sayısını tahmin bile edemeyeceğimiz kadar voleybol ve futbol sahası var. Bir de anlattığım bir iki kişinin ayak tenisi dediği orada ise adını bir türlü öğrenemediğim bir oyun oynuyorlar voleybol sahalarında. Acayip olan voleybolu elle değil ayakla oynamaları. Hatta el dışında nerenizle vurursanız vurun topa oluyor. Böyle estetik hareketleri, böyle top cambazlığını futbol maçlarında göremezsiniz. Kızlı erkekli karışık da oynanıyor ve kızların top cambazlığında erkeklerden aşağı kalır yanı yok bu arada. Tüm sporların çoğunlukla bikini ile de yapıldığını ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim. Artık kim neyi izlemek isterse...



İPANEMA PLAJI









Futbol

Spor demişken futbolu tereddütsüz ayrı bir yere koymak şart burada. Brezilyalı futbolcuların top cambazı olmaları boşuna değil. Sabahtan akşama plajda top oyna, 12-13 yaşına gelince de ayaklarını ellerinden daha iyi kullanır hale gel. Bu çocukların, bu yaşam biçimiyle, futbolda iyi olmaktan başka seçeneği yok zaten. Belki de bu sebeple futbolun mabedi sayılan bir ülke Brezilya.

Futbol, Mabed ve Rio kelimeleri yan yana gelince otomatik olarak akla gelen Maracana Stadyumundan bahsetmezsem ayıp olur galiba. Maracana Stadyumu dünyanın en büyük ve en efsane stadyumu. Ayrıca bu şehrin milli müzesi gibi görülüyor. 2014 dünya kupası Brezilya’da yapılacağından harıl harıl tadilat yapıyorlar statta. Bu yüzden içini gezmedik ama Rio’nun her yerinden bir şekilde gördük stadyumu. Stadın girişinde büyük bir heykel var. Bir elinde futbol topu diğer elinde dünya kupasını tutan bir futbolcu heykeli. Pele’dir herhalde dedik. Efsane kaptanları Bellini’ymiş.


MARACANA STADYUMU
Rio’ya gelmişken maça da gittik tabii ki. Bi baktık iyi bir derbi var, hemen nasıl bilet ayarlarız diye bakınırken otel yardımcı oldu ve hoop ertesi gün maçta bulduk kendimizi. Maçta maçtı yani. Süper derbi. Sao Paula - Flamingo. Literatüre Maracana’yı dolduran tek maç olarak geçmiş. Acayip bi şans oldu bizim için. 


FLAMİNGO GOL SEVİNCİ
Rio’nun takımı Flamingo tarafında oturduk ve tabii ki çok  eğlendik. Futbol tutkunu bir şehirde ve böylesine bir derbide olmak ayrıca hoşumuza gitti. Futbola olan aşklarına ve futbolu yeme içme gibi doğal bir ihtiyaç olarak görmelerine, hayatlarına bu kadar doğal dahil etmelerine hayran kaldık. Futbol asla sadece futbol değil burada.




Brezilyayı birbirlerine bağlayan 3 değerin Futbol, Portekizce ve Diziler olduğu söyleniyor. Evet yaa meşhur Brezilya dizileri..

Bir akşam İpanema’da aşırı kalabalık ve aşırı popüler olduğu söylenen bir restoranına yemeğe gittik. İnsan kalabalığının dışında, ortam sesi de oldukça yüksek. Kahkahalar, müzik, karşındakinin sesini duyman imkansız bir halde yemek yemeğe çalışıyoruz. Sonra kademeli olarak önce müzik sesinin kısıldığını fark ettik. Biz de gürültüye o kadar alışmışız ki, aslında fark ettiğimiz şey birbirimizi duymamız oldu. Bir sonraki anda etraftaki insan hareketliliği azaldı. Nooluyo diye anlamaya çalışırken Brezilya’nın Aşk-ı Memnu’su sayılabilecek bir dizinin sezon finali olduğunu öğrendik. Restorandaki müşterilerin ve garsonların gözlerini kırpmadan TV’ye baktıklarını görünce bizde bakalım da anlayalım nooluyor ortalıkta dedik. Garsonlar ellerinde tabaklarla kalakalmış, kimisi burnunu çekerek, kimisi müşteriler için getirdikleri yemekleri bara bırakıp bir sandalye çekerek dizi seyretmeye koyuldular. Hayat durdu birden. Şaka gibi ama tamamıyla gerçek bir an.

İşte böyle bir yer Rio. Kompleksiz, eğlenceli, güler yüzlü, sıcakkanlı, duygusal ve melez bir ülke.

Son bir not; Biz bu seyahate Ada’sız gitmemeyi hiç düşünmedik ama içimizde güvenlik nedeniyle de hep bir kuşku vardı. Burası gönül rahatlığıyla çocukla gidilebilecek bir şehir. Hele doğasının, hayvanlarının, denizinın, yemeklerinin, meyvelerinin, insanlarının farklılığı çocuklar için unutulmaz olacaktır emin olabilirsiniz.

Rio’da Yeme - İçme                  

Geldik Rio’da ne yenir ne içilir konusuna...Rio yemek konusunda bayaaa aşmış.

Canınız ne yemek isterse hepsinin iyileri var burada. Ama deniz ürünleri ve et konusunu ayrı bir yere koymak lazım.

Müthiş bir deniz ürünü ve et sevdası var. Bir de  güzel yapıyorlar valla...

Yemekleri çok soslu. İlk günlerde özellikle palmiye ve hindistan cevizi yağı bizi biraz sarsmış olsa da alıştık bir zaman sonra. Yine de yeni bir şeyler denerken az soslu şeyler seçmeye gayret ettim ben.

Churrascarias’lar

Eğer et seviyorsanız Churrascarias (Şuhaşkarya diye okunuyor merak edenler için) dedikleri steak house’ları deneyin.


PORCAO İPANEMA
Biz Rio’nun en meşhur Churrascarias’larından biri olan Porcao’yı çok beğendik. Kaldığımız otelin hemen arka sokağındaydı. Aklınıza gelebilecek her türlü eti odun ateşinde pişirip tepsiyle masanıza getiriyorlar ya da masa masa dolaştırdıkları kocaman bir bütün etten istediğiniz kadar keserek tabağınıza koyuyorlar. Şöyle de ilginç bir servis mantığı var Churrascarias’larda. Her masada kartlar ya da silindir şeklinde renkli şeyler duruyor. Bunu yeşili gösterecek şekilde çevirirseniz "Ne doyması yaa, daha yeni başladık yemeğe",
sarıda tutarsanız "Dur, daha tam emin değiliz doyduk mu doyamadık mı, azıcık bir yavaşlayalım", kırmızı ise anladınız işte "Yiyecek halim kalmadı, patlayacağım şimdi.." anlamına gelir. Başka Churrascarias’larda bunun kart versiyonunu da gördük. Ön yüzü kırmızı arka yüzü yeşil.

'NE DOYMASI YAA..'

Her türlü et demem boşuna değil, buna balık ve deniz ürünlerini de dahil edin lütfen. Bu arada dana etleri çok başarılı değil. Deniz ürünleri ise zirvede.

Yine de et severleri çok memnun eder kesinlikle. Ben dana etleri iyi değil tespitini, sonrasında Arjantin’e gitmiş ve orda 1 hafta boyunca her gün et yemiş biri olarak söylüyorum. Yani aslında o beğenmediğim Brezilya Churrascarias’ları bile Türkiye’deki etleri siler atar. Bu arada yalnızca odun ateşinde pişen etler değil çok enteresan domuz keçi ve koyun etiyle yapılan yahnileri var. Ben yahni türü et yemekleri çok sevmem ama yine de tadına baktım. Yahni konusunda fikrim değişmedi ama eğer siz bir yahni-severseniz Brezilyanın geleneksel yemeği Feijoada’yı deneyin derim.

En iyi Churrascarias’lar

Porcao:  Kaldığınız yere en yakın Porcao’yu sorun. Başka da bir yere gitmeyin bence. Rio’da 3-4 tane var yanılmıyorsam.
http://www.porcao.com.br/.


ETSEVERLER İÇİN YOL HARİTASI
Espanada Grill : İlla başka yer de denemek istiyorum diyorsanız burası da gayet güzel. Biz ilk buraya gittik. Sonra Porcao deneyimi yaşadık. Valla Porcao en iyisi ama Rio restoranlarının da en pahalısı.
http://www.esplanadagrill.com.br




Botequim

Churrascarias’ların dışında Rio’da Botequim adı verilen atıştırmalık barlar var. Çok değişik atıştırmalıklar var bunlarda. Örneğin Palmiye kalbini (Bizim enginar kalbine benziyor tadı) kızartıp, fırınlayıp, çeşit çeşit pişirerek yiyorlar. Bence çok da lezzetli.

Cassava diye bir atıştırmalıkları daha var. Patates kızartmasına benzer bir şey. Tropikal bir kök bitkisi. Manyok’ta diyorlar. Manyak bişi. Çok sevdim. Deneyin siz de... Bu bitkiden öyle çok şey yapıyorlar ki şaşırdık. 

Bir de bir tür ızgara peynirleri var çok lezzetli bulduğum Queijo Coelho’ diyorlar buna. Bunu da oturup bir yerde bira, ‘Caipirinhas’ ‘Batidas’ gibi Brezilya’ya özgü içkileri içerken cassavalarla birlikte hemen sipariş edin derim. Son bir önerim daha olacak; çok tipik bir Portekiz atıştırmalığı olarak Bolinho de Bacalhau’yu da deneyin. Kızarmış balık topları. İçkiyle birlikte harika gidiyor. Hemen hemen tüm Botequim’lerde var bunlar.

En iyi Botequimler

Academia Cachaça: Burada açlık durumunuza göre bahsettiğim yahniyi (Feijoada) ve adı Escondidinho olan küçük bir toprak kapta servis edilen üzeri peynir graten içi tiftik edilmiş ya da kıyılmış kuru etle yapılan bir yemeği deneyebilirsiniz. Harika yapıyorlar valla. Çok lezzetli. 

Jobi : Lokal Portekiz mutfağını denemek, Chopp bira içmek (draft beer deneyin mutlaka) yorulunca dinlenmek iş çıkışı Rio’lu ne yaparı görmek için süper bir yer. Lagoon’un Lebnon tarafında. Hafta içi akşamları ve hafta sonları uzun kuyruklar var.

Bracarense : Lebnon’da güzel bir bar. Dışarısında küçük masaları var ve akşamları gayet neşeli bir yer oluyor. Bir de çok acayip mezeleri…Garip garip ama lezzetli bir sürü şey sipariş ettik, çoğunu da severek yedik.
http://www.bracarense.com.br

BOLİNHO DE COUVE
BOLİNHO DE CARNE
Gula Gula: Öğle yemeği için daha uygun bence. Kişler, salatalar, atıştırmalıklar çok başarılı. Hem İpanema’da hem de Lebnon’da yerleri var.
Celeiro: Burası yalnızca öğlenleri açık olan süper bir salata bar. Lebnon’da. Lebnon’un restoranlarıyla ünlü caddesi Dias Ferriara’da dolaşırken karşınıza çıkar mutlaka. Bir öğlen denk gelirseniz iyi bir tropik salata fırsatını kaçırmayın. İlginç oluyor ‘Bu ne ya, acaba diye salata didiklemek, bunun tadı biraz marula mı benziyor canım, yok yok salatalıkla kabak arası bir şey galiba diye illa bir şeye benzetmeye çalışmak :) Salataların dışında tatlıları da çok değişik. Nasılsa salata yiyorum diyerek dalın tatlılara.




Meyve Suyu Barları

Rio’nun en hayat kurtarıcı yerleri ise Meyve suyu Barları. İpanema ve Lebnon’a yayılmış yüzlerce bar var. Taze sıkılmış meyve suları ve sandviçleri ile ünlü buralar. En ünlüleri BB Sucos ve Polis Sucos, Balade Mix ve Natural Polis. Taksim meydanındaki Kızılkayalar, Bambi gibi büfeler... Her yerde göreceksiniz gezerken bu kioskları. Buralarda çok güzel dondurmalar da var. Dondurmadan çok sorbet’ye benziyorlar. Mango ve Coco’luyu deneyin bence.


TİPİK MEYVE SUYU KİOSKLARI
Bir de bu kiosklarda adı Acai com Guarana, Acai meyvesinden yapılan ve kaşıkla yenen bir dondurmamsı bir şey var. Süper lezzetli. Üzerine Guarana koyup koymamak sizin tercihiniz. Bir çeşit yulaf, müsli benzeri tahıl parçacıkları. bal da getiriyorlar yanında niyeyse. Kendisi zaten yeteri kadar tatlı bir meyve… Bir porsiyonu çok büyük 3 kişi zor bitirdik. Haberiniz olsun…


ACAİ COM GUARANA

Restoranlar

Gero: İyi bir İtalyan restoranı. Oldukça şık. Et ve deniz ürünü bunalttıysa makarna yemek için gidilir.
http://www.fasano.com.br/gastronomia/restaurante/24

Carlota: Burası da güzel bir İtalyan. Baştan söyleyeyim, Rio’daki tüm restoranlar aşırı pahalı. İstanbul’un en pahalı restoranında yemek yer gibi para ödüyorsunuz sıradan sayılabilecek yemeklere ve restoranlara. Bir iki gün içinde hesaplara öyle bir alışıyorsunuz ki herhangi bir yerde adam başı 150 TL verince aa iyiymiş burası diyerek mutlu oluyorsunuz, öyle pahalı bir şehir.
http://carlota.com.br

Delirium: Burası bir restorandan ziyade bir bar. Dünyanın en zengin bira çeşidinin olduğu barlarından biriymiş. Biranın yanında istiridye ve midye tabağı sipariş edilecek ve delirilecek. Başka bi’şey demiyorum.


DELİRİUM CAFE
Capricciosa: Rio’da yediğimiz en iyi pizza burada. Bir de açık büfe alanı var. Patlıcan, kabak kızartma üzeri sarmısaklı sos, közlenmiş biber, zeytinyağlı enginar, roka salatası, domates, peynir tabağı gibi şeyler görünce gözümüz döndü, gözlerimiz doldu mu deseydim acaba? Yıllardır İstanbul’dan uzak, memleket hasreti çekiyormuşcasına sıfır tropik olan yemeklere saldırdık. Zavallı Ada, hiç sevmediği kabak ve patlıcanı görünce nasıl mutlu oldu anlatamam.Şarküteri / Açık büfesi çok başarılı.
http://www.capricciosa.com.br


CAPRİCCİOSA AÇIK BÜFE

Aprazivel: Santa Teresa’da bir gurme restoran. Değişik bir bölgenin farklı bir restoranı. Kendinizi Toskana vadisinde ya da İspanya da bir yerde hissettiren güzel bir yer.
http://www.aprazivel.com.br/aprazivel.htm

Sobrenaturel: Santa Teresa’da, deniz ürünleriyle meşhur baştan çıkarıcı bir yer. Tavsiye ediyorum.
http://www.restaurantesobrenatural.com.br











15 yorum:

  1. Biz de esimle, aralik basi Brezilya- Arjantin turu yapmayi planliyoruz...Arastirmalarimda yazilarinizin cok faydasi oldu, cok guzel yazmissiniz.
    Rio de Janeiro icin otel tavsiyeniz varsa, paylasabilirseniz cok sevinirim...
    Nilufer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Begendiginize sevindim:) Tavsiyem Copacabana'da kalmak yerine İpanema-Lebnon bölgesinde kalmanız. Copacabana'da cok otel var ve fiyatları da İpanema'ya göre uygun ancak bence özellikle akşamları pek güvenli değil. İpanema'da Best Western Plus Sol İpanema (Biz burada kaldık ve gayet güzel bir otel) İpanema İnn , Mar İpanema ve Caesar Park Ipanema kalınabilecek oteller. Wifi, fiyat, oda seceneklerine göre size uygun birini tercih edebilirsiniz. Şimdiden iyi tatiller. Harika bir yere gidiyorsunuz:)

      Sil
  2. Coook tesekkurler iyiki yazdiniz ayni ucgeni bende yapiyorum 21 Ekim 5 Aralik oyle faydali olduki yazdiklariniz
    Mutlu seyahatler

    Arzu

    YanıtlaSil
  3. merhaba, yazdıklarınız çok faydalı oldu doğrusu, biz de aynı bölgeye gidiyoruz 20 günlüğüne :) rio'da biz de yerel tur düşünüyorduk acaba verebileceğiniz bir tur adı var mı? teşekkürler.

    ipek

    YanıtlaSil
  4. mrb ya yanlız gitmeyi düşünüyorum portekizcemde çok az var acaba bi sıkıntı yaşarmıyım? cvp ltf..

    YanıtlaSil
  5. Yazınız gerçekten muhteşem.Biraz daha inceleme fırsatı buldum Rio'yu.Benim kız arkadaşım orada.Evlenmeyi düşünüyoruz.Artık hayatımın geri kalanını Rio'da geçireceğim için ki siz gezdiniz,gördünüz,tanıdınız sizce bir Türk'e uygun mu orada yaşamak ?

    YanıtlaSil
  6. Kaleminize, kameranıza sağlık. Yarın yola çıkıyoruz Rio'ya ann-baba-çocuk olarak.
    Başka hiçbir araştırma yapmamıza gerek kalayacak enfes bir gezi yazısı.
    Sağolun, varolun...

    YanıtlaSil
  7. ben arjantinde yaşayan bir türk olarak yazınız çok faydalı oldu..bu hafta riodatım beklerim :))))

    YanıtlaSil
  8. İyi günler Ceylan hanım
    25/07/14-03/08/14 tarihleri arasında Bloğunuzdan aldığım Rio gezme tozma notlarını print ederek yola çıktım.İlk 4 gün Lapa çevresindeki Granada otelde kaldım.Benim geziden anlayışım birinci derecede doğal güzellik ikinci derecede ise yemek kültürüdür.Dolayısıyla Santa Teresa'da bulunan ve siz önermeseniz, dış görünümündeki salaşlığından asla içeri adım atmayacağım Sobrenatural restorana gittim.Ve burda belki de şimdiye kadar yediğim en güzel ''Baby Octopus'' ve diğerlerinin tadına baktım.Ertesi gün yine aynı bölgede Aprezivel restorana gittim ki Yediğim ''Medalion'' ve manzara müthişti.
    Geceleri sizin de güvenlik önerinizle gizli ceplerimde sadece pasaport f.kopisini taşıyarak dolaştım.Ancak sevindirici olan geceleri Lapa'da bulunan Carioca de Gema ve Rio Scenarium çevrelerinde yaklaşık 20-22 polis aracı her birinde 3-4 polisle caydırıcı olarak bekliyordu,problem yaşamadım.Ayrıca şehir merkezindeki 1760 lardan kalma otantik Confetaria Colombo pastaneside mükemmeldi.
    Kalan 4 günde Copacabana ile İpanema'nın birleşme sınırında Copacaban Praia otelinde konakladım ve yine sizin önerdiğiniz Porcao,Jobi ve muhteşem hafiflikte ve lezzette Celeiro'ya ve bulunduğu semte hayran kaldım.
    Size objektifliğiniz,kültürünüz,görgünüz ve daha da güzeli bunları bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür (obrigado) ederim.
    Saygılarımla
    denizhyetkin@hotmail.com
    denizhyetkin@gmail.com

    YanıtlaSil
  9. Güzel ve bilgilendirici bir yazı ama büyük bir hata içeriyor. Brezilya'nın en büyük ve kalabalık şehri Rio değil Sao Paulo'dur.

    YanıtlaSil
  10. Brezilya’nın en büyük 2. şehri. Dünyada da adından en çok söz edilen şehirlerden biri. Bence adından söz ettirmesi de hiç boşuna değil. Gideni bağlıyor, kendine aşık ediyor aşırı rahatlığıyla... Hem büyük bir şehir, hem değil, hem çok zengin hem çok fakir, hem herkes gevşek ve kolunu kıpırdatmaktan aciz hem de herkes koşuyor, hem çok uyuyor, hem çok uykusuz. İlginç ...

    DİYE DEVAM EDİYO, SEN DİKKATLİ OKUMAMIŞIN AHMET KARDEŞ

    YanıtlaSil
  11. beyfendi olayı abartmış biraz kodaman takımından fiyatlar senin için önemli olmayabilir ama gezginlerden alacağımız en iyi bilgilendirmeler fiyatlarla olur onlar eksik kalmış keşke bilgilendirseydin

    YanıtlaSil
  12. Merhaba, öncelikle yazınız için teşekkürler. Biz de eşimle bayram için gitmeyi planlıyoruz, hangi otelde konakladınız acaba?

    YanıtlaSil
  13. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  14. oldukça yararlı,tesekkurler.10 gün sonra ordayız 3 aylığına;))

    YanıtlaSil