13 Ekim 2012

Güney Fransa- Nice


Adı gibi hoş bir şehir Nice. Çok popüler olmasına rağmen huzurlu ve dingin bir şehir olmayı da başarmış.

Pastel renkli, şeker gibi görüntüsü nedeniyle sanırım, Fransız Riviyerasının başkenti ve aynı zamanda bu kıyıların prensesi diye tarif ediliyor. Çok uzun yıllar Roma’nın hakimiyetindeymiş. Bu nedenle olsa gerek Nice, Fransız kibrinden çok İtalyan sempatikliğiyle yoğrulmuş bir şehir.

Doğası ve mimarisi gerçekten de etkileyici. Akşamüstleri palmiyelerin sıralandığı Akdeniz kıyısındaki Promenade des Anglais’de (İngiliz Gezinti Yolu) yürümek bir gelenek. 1822’de İngiliz kolonisi tarafından deniz kıyısı ve Baie des Anges (Melekler Körfezi) boyunca gezinmek için yapılmış bu yol.

PROMENADE DES ANGLAİS
Promenade des Anglais’nin popüler bir yer olmasından dolayı en güzel oteller de sahil boyunca ardı ardına sıralanmış burada. Nice’in hatta Cote d’Azur’un sembolü sayılan Hotel Negresco‘da Promenade des Anglais üzerindeki yer alıyor.


HOTEL NEGRESCO
Otel’in Gustav Eiffel’in yaptığı cam tavanı çok etkileyici. Her kat Fransız tarihinde farklı bir dönem referans alınarak tasarlanmış ve dekore edilmiş. Öyle sıra dışı bir otel ki kahvaltı salonunun ortasında devasa bir atlı karınca ve gösterişi akıl almaz avizeleriyle fenomen bir otel burası. Bu oteli kilise gezer gibi gezmek önemli bir turist etkinliği bu arada.


ATLI KARINCALI KAHVALTI SALONU
Promenade des Anglais dışında Cours Saleya, kentin en canlı alanlarından olan Place Massena, kentin daha çok iş merkezi gibi duran Avenue Jean Medecin ve en şık mahallesi Cimiez, Nice’te görmeniz gereken yerler.

Biz Nice’i gezmeye Cours Saleya’dan başladık. Burası benim en sevdiğim yer oldu Nice’te. Cours Saleya Nice’in kalbi. Her gün meyve, sebze ve çiçeklerin satıldığı, yalnızca pazartesi günleri antikaların da bulunabildiği bir pazar kuruluyor burada. Etrafı restoranlar, kafeler, dondurmacılar, pastanelerle dolu. Buradan ayrılmak istemedim ben. Pazar alışverişine gelen Nicelileri izlemek, Nice’teki yaşam kültürünü azıcık da olsa anlamamıza yardımcı oldu.

COURS SALEYA
Cours Saleya, turistlerin de bolca takıldığı bir yer haliyle. Fazla turistik olduğundan bazı restoranlar gerçekten çok başarısız. Cours Saleya’da yemek için Le Safari’yi deneyin. Nice’teki muhtemelen en iyi pizza burada. Özellikle öğleden sonraları hava da güneşli ise burası çok eğlenceli bir hal alıyor. Yemek için olmasa da bir şeyler içip etrafı seyretmek için herhangi bir yere oturabilirsiniz.
LE SAFARİ-COURS SALEYA
Cours Saleya’dan yürümeye devam ederseniz Vieux Nice’e doğru çıkarsınız. Bizde öğlen yemeğimizi burada yedikten sonra yürüyerek Vieux Nice’e gittik. (Eski Nice)
VİEUX NİCE SOKAKLARI
Nice’in en canlı yerlerinden biri daracık sokakları irili ufaklı meydanlara açılan Vieux Nice. Bu sokaklarda çok güzel mağazalar, galeri gibi duran dondurmacılar, kahve ve pastalarına karşı konulamayacak kafeler, sizi deliye çevirecek güzellikte oyuncakçılar ve aksesuarların olduğu bir yer burası. Buradaki binalar, evler apartmanlar, panjurlar, panjurlardan sarkan rengarenk çiçekler ve sokak lambaları öyle güzel ki havaya bakarak hayran hayran geziyorsunuz bu sokakları. 
VİEUX NİCE EVLER

Sokakları gezmekten yorulduğunuzda Rue Droit’deki Nice'in en fantastik patisserie’si Espuno’yu bulun.  O an canınız ne çekerse yolda yemek üzere alın. Yönlendirmek gibi olmasın ama meyveli tartları müthiş :) 


Vieux Nice’de dar sokakların açıldığı en güzel meydanlardan biri Place Rossetti meydanı. Bu meydanda 17. yüzyıldan kalma ve süslemeli kubbesiyle ünlü Cathédrale de Ste-Réparate görülmeye değer. Nice'te canınız Fransız usulü midye yemek isterse L’Abbeye iyi bir tercih. Place Rosetti meydanına çok yakın. Yediğim soslu midyenin (red sauce mussels) tadı hala aklımda.



PLACE ROSETTİ
Klasik bir bistro yerine Place Rossetti civarında deneyebileceğiniz başka bir restoran da La Maison. Sevimli bir pizzeria. Pizza ve makarnalar da ortalamanın üzerindeler. 

Yine bu civarda uğranmanızı önerdiğim diğer bir yer de Alziari. Burası zeytin ve zeytinyağı ile ilgili herşeyin olduğu bir yer. Bi uğrayın işte. Mutlu bi insan olarak çıkacaksınız burdan eminim.


ALZİARİ- NİCE
Nice’in en güzel meydanı hiç kuşkusuz Place Massena. Neo Klasik mimari örnekleriyle dolu bir meydan. Meydan öyle bir tasarlanmış ki tarihi doku aynen korunarak kaykay ve paten kayanlardan bisiklete binenlere, yürüyüş yapanlara kadar herkes düşünülmüş. İhtiyaçlarının nasıl gözetildiğinin ve nasıl kent olunabileceğinin çok güzel bir örneği. Ders alınmalı bence buna bakarak.

PLACE MASSENA
Place Massena’nın sağında ve solunda yer alan sokaklar alışveriş için hoş yerler. Avenue de Suède ve Avenue de Verdun Rue Paradis’de bildiğimiz bilmediğimiz bir çok Fransız markasına rastlayabilirsiniz.

Place Masena’ya çok yakın bir çikolata dükkanı var. Adı Maison-Auer. Burayı şöyle tarif edeyim; hiç çikolata sevmeyen birini bile baştan çıkarır, öyle iddialı. Özellikle portakal kabuklu çikolata çubuklarından bi alın lütfen. 

MAİSON AUER

Eğer eviniz için alışveriş yapmak isterseniz, görmeye alışık olmadığınız tarzda dekorasyon fikirleri ve objeleri için Place Massena yakınındaki L’etoile de l’Opera mağazasına uğrayın. Çok ilham verici bir mağaza açıkçası. Evinizde uygulayabileceğiniz bir sürü yeni fikirle çıkarsınız kesin oradan.

Fransız Riviyerasının güzelliğini Nice’ten görebilmek için Cimiez’e çıkın. Müthiş manzara karşısında kayıtsız kalmak çok zor. Buraya çıkıp Henri Matisse’in mezarının da içinde olduğu müzesini gezmemek olmaz. Çok etkileyici bir koleksiyon sergileniyor Matisse müzesinde. Cimiez’de Chagall’ın da müzesi var. Chagall’ın son dönem işleri sergileniyor bu müzede. Bu coğrafyaların önemli sanatçıları. Mutlaka görmenizi öneriyorum.

MUSEE CHAGALL 

Nice’teyken Renoir’in yaşadığı kasabaya Cagnes Sur Mer’e de gitmemezlik etmedik. Cagnes Sur Mer, Nice’e 10 dk. uzaklıkta ve kıyadan biraz içeride şirin bir kasaba.

Renoir buraya 1903’te romatizmasını tedavi etmek için taşınmış. Sıcak ve az nemli havası ona çok iyi geldiğinden hayatının geri kalanını, içinde yüzyıllık zeytin ağaçları olan Maison Les Collettes’de geçirmiş. 



MUSEE RENOIR- ZEYTİN AĞAÇLARI
Son yıllarını tekerlekli sandalyede geçiren Renoir’ın, bu evin atölyesinde ürettiği eserleri, tekerlekli sandalyesi, resim sehpası ve koltuğu, fırçaları, heykelleri ve aile resimleri gibi bir çok şahsi eşyası aynen korunarak sergileniyor. 

Renoir’in evinin öyle muhteşem bir bahçesi var ki kopabilmek çok zor. Renoir’ın ve bir çok önemli sanatçının yaşamak, üretmek, iyileşmek ve hatta ölmek için bu bölgeyi seçmiş olması tesadüf olamaz. (Hayatının son dönemlerini Güney Fransa’da tamamlayan Fikret Mualla’ya da buradan saygılarımızı gönderiyoruz.)

MUSEE RENOIR BAHÇESİ
Nice, hem doğası, hem sanat ve kültür şehri olması hem de naifliği ile bizde çok güzel anılar bıraktı. En unutulmaz seyahat anılarımızdan birini de Nice’te yaşadım. Kendimi bildim bileli ne zaman seyahate gitsem, dönüş gününe yakın sıkıntı kaplar içimi. Keşke kimseyi üzmeyecek bir durum olsa da tatil yaptığım yerde mahsur kalsam diye hayal ederim hep. Nice’ten İstanbul’a döneceğimiz gün İzlanda’da Avrupa’daki neredeyse tüm uçuşların iptal edilmesine sebep olan volkan patlaması oldu. 

Mehmet Ali işlerinden dolayı bir an önce dönebilmenin yollarını araştırırken ben ise ‘Bu bir rüya galiba’ diyerek ve ne kadar sevindiğimi de çok belli etmeden Nice’te mahsur kalmanın keyfini sonuna kadar yaşadım. Mehmet Ali artık çaresi kalmadığına karar verdiği anda bana katıldı. Planlanan seyahatimize zorunluluktan 3 gün daha eklemiş olduk. Nice için gezilmesi görülmesi gereken her yeri o güne kadar çoktan bitirdiğimizden ekstra 3 günü bir Niceli gibi yaşadık. Sabah Cours Saleya’da pazar alışverişi yapıp sahile giderek piknik yaptık. Gündüzlerimizi sahilde, Nisan güneşi altında kitaplarımızı okuyarak ve şaraplarımızı içerek geçirdik.
NİCE - PLAJ
Hatta mahsur kaldığımız günlerden birinde, bir protesto gösterisine bile katıldık. Yayıncılık konusunda çıkması olası bir yasaya karşı oldukça kalabalık bir grup amfi tiyatro da toplanmış, hem eğlenip hem de pankartlarla hükümeti eleştiriyordu. Çoluk çocuk herkes ilerleyen saatlerde meydana toplanıp ardı ardına konserlerle günü geçirdiler. Biz de biralarımızı ve sandviçlerimizi alıp onlara katıldık ve ilginç bir öğle sonrası geçirdik.
PROTESTO KONSERİ

Galiba bir şehirde sıkılmaya başladığın anda şehirle asıl ilişki başlıyor. Genelde başı sonu belli ve planlı tatiller yaptığımız için sıkılmaya fırsatımız olmuyor. Sonuçta Nice’te kaldığımız ekstra günlerde tam anlamıyla serdik. Biz Nice’i ve Cote d’Azur’u çok sevdik.
Görülecek yerler

  • Promenade des Anglais
  • Cours Saleya
  • Vieux Nice
  • Place Rossetti
  • Cathédrale de Ste-Réparate
  • Musée des Beaux-Arts
  • Cimiez
  • Musée National Message Biblique 
  • MarcChagall
  • Musée Matisse
Otel önerileri

La Negresco Hotel: Nice’in fenomen oteli. 
http://www.hotel-negresco-nice.com/
La Perouse: Her odasından deniz görünen, hoş, lokasyonu iyi bir butik otel. http://www.leshotelsduroy.com/en/hotel-la-perouse
Hi Hotel: Design otel türünün çok iyi bir örneği. Kendine ait özel plajı da var sahilde.
http://www.hi-hotel.net/fr
Villa La Tour: Eski şehirdeki tek otel olduğu göz önüne alınırsa iyi bir seçim olabilir. Eski bir bina eski odalar ama buna karşın mükemmel bir lokasyon ve uygun fiyat. Tercih sizin. http://www.villa-la-tour.com/

Restoran önerileri

L'Ane Rouge: Deniz ürünleri çok iyi. Özellikle bir balık çorbası yapıyorlar. Nice’te efsane olmuş. Restoranın adı ve logosu da çok super. Kırmızı eşek! http://www.anerougenice.com/index.php?option=com_content&view=article&id=3&Itemid=2&lang=en

Le Safari: Cours Saleya’da yemek yiyebileceğiniz Nice’in en iyi pizzalarının yapıldığı restoran. http://www.restaurantsafari.fr/
Zucca Magica: Çok iyi vejetaryen restoranı. İlla vejetaryen olmanıza gerek yok. Et, balık, pizza ve makarnadan sıkıldıysanız buradaki yemekler size çok iyi gelecek. 
http://www.lazuccamagica.com/
L’Abbeye: Siyah midyeyle yapılan soslu bir yemekleri var. Boullbaisse. Mutlaka deneyin. 
http://www.stay.com/nice/restaurant/25442/l-abbaye/
La Merenda: Menüsü olmayan, küçük bir restoran. Her gün tahtaya günlük menülerini yazıyorlar. Şiddetle tavsiye ediyorum. Her yediğimiz harikaydı. 
https://plus.google.com/113976203543031854607/about?gl=tr&hl=tr

Oliveria: Burası aslında zeytinyağı dükkanı. Kendi zeytinyağlarını satıyorlar. Aynı zamanda küçük bir restoran olarak da çalışıyor. Old Town’un ortasında. Karı koca işletiyor. Restoran sahibi kadın yemekleri hazırlarken kocası, bize zeytinyağı ve şarap tattırdı. Uzun bir sohbet sonrasında adamın ciddi bir degustator olduğunu öğrendik. Onun önerdiği zeytinyağı ve şaraplardan alıp güzel yemeğimizi ve zeytinyağlı tiramisumuzu yiyerek çıktık. http://www.oliviera.com/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder