26 Kasım 2012

Dubrovnik


Koyu yeşil dağlar, kıvrım kıvrım kıyılar... Geçmişi acılarla dolu ama hala dimdik ayakta Hırvatistan ve Karadağ.

Buralar 2. Dünya savası sırasında efsaneler yaratmış Yugoslavya’nın bölünmüş toprakları. Şimdi aynı coğrafyada adını ilk seferde eksiksiz sayamayacağım kadar çok ülke var.

Nedense Yugoslavya’ya karşı tarif edemediğim karışık duygular besledim hep. Sempati ile uzak durma arasında bir çizgide gitti geldi duygularım. Anlamaya çalışma merakım pek değişmedi ama. Coğrafya derslerinde komşumuz olarak tanıdım Yugoslavya’yı. Sonraki zamanlarda ezber için değil meraktan okumaya başladığımda Tito'yla tanıştım. 2. Dünya savaşındaki duruşundan dolayı Tito’ya sempati besledim. Atatürk'le benzeştirdim kafamda. Tito sonrası dönemde açıldı aramız bizim. Aşırı milliyetçilik dalgalarından dolayı parçalanan Yugoslavya’da çok kanlar döküldü, çok acılar çekildi. Benim için ise hem tarihsel hem de insani açıdan kayıtsız kalamadığım bir coğrafya oldu burası.

Bu yazın başında uzun zamandır düşündüğüm bir tatili Hırvatistan’dan başlayarak uygulasak ne güzel olur diye geçirdim aklımdan.

İstediğim şey, bir araba kiralayıp Hırvatistan kıyılarını, Karadağ’ı arabayla gezmek, canımızın istediği koyda durup yüzmek, istediğimiz yerde yemek yemek, tekne ile süslü ve sempatik adalarına gitmek olan, spontane bir tatil. Rahat, telaşsız, salaş... Ada (Kızım) için de alıştığından farklı bir yaz tatil olmasını istedim. Büyüdüğünde hatırlayacağı, eğlenceli bir yaz tatili.

Tam hayal ettiğimiz gibi olmadı ama büyük ölçüde hevesimizi aldık bu tatilden.
Haziran’da İstanbul’dan Dubrovnik'e Zagrep üzerinden uçtuk. Hava haliyle sıcak ama kavurmuyor.

Dubrovnik'te 1 hafta kalmak üzere program yapmıştık. Planladığımız şekilde bir tatil için bir hafta gayet güzel yetti. Fazla salına salına ve fazla dura kalka hareket ettiğimiz için Mostar köprüsüne vakit yetiremedik, siz bence görmek için bir vakit yaratın mutlaka.

Dubrovnik havaalanından şehre gelirken gördüğümüz manzara tipik Akdeniz. Buraya kadar herşey normal ve beklediğimiz gibi. Ancak tahta iskelesinden şehre ilk adım attıgımız an gördüğünüz manzara ‘ben neredeyim, burası nasıl bir yer ’ dedirtiyor insana. Çarpıcı bir güzellik. Burası daha önce gördüğüm şehirlerden çok farklı. Sanki Universal Stüdyoları bir film için Ortaçağdan kalma bir şehir kurmuş da biz o setin ortasında yürüyor gibiydik.


TAHTA İSKELEDEN DUBROVNİK'E GİRİŞ
PİLE GATE
Parlak mermerden zemini, taş binaları, dimdik merdivenleri, hepsine tek tek girmek istediğim küçük sokakları ile seksi bir şehir. Gündüzleri sıcak ve eğlenceli, geceleri ışıklı ve büyüleyici.



Dubrovnik'e hem karadan hem denizden gidilebilir. Hangi yolu seçerseniz seçin ilk karşılaştığınız manzara şehrin Çin seddine benzeyen surları ve görkemli kalesi. Yakın zamana kadar savaşlardan korunmak için kullanılıyormuş bu kale. Şimdi ise turistik landmark haline gelmiş. Savaşlardan sonra 2005 yılında Unesco koruması altına alınıp bir çok bina restorasyona girmiş. Ve şimdiki büyüleyici haline getirmişler şehri elbirliğiyle.


DUBROVNİK- DENİZDEN GÖRÜNÜŞ

Otel Old Town’ın içindeydi ve otele yerleşip hemen etrafı gezmeye çıktık. Şehrin kalbi Old Town. (Eski Şehir) Restoranlar, cafeler, müzeler bu surların içinde. Old Town'ın 2 giriş kapısı var. Pile Gate ve Ploce Gate. Ana giriş kapısı Pile Gate. Pile Gate’ten girince karşınıza çıkan uzun cadde Old Town'un meşhur caddesi Stradun. Parlak zemini ile göz alıcı bir cadde. Dünyanın en eski eczanelerinden birinin bulunduğu Franciscan Manastırı da bu caddenin başında. Manastır uzun zaman önce müzeye çevrilmiş ve içinde Ceylan derisi üzerine yazılmış reçeteler sergileniyor. İlginç bir müze. Görün bence.
STRADUN
FRANCİSCAN MANASTIRI
Caddenin diğer tarafında çok eskilerden (15. yy) kalma kırlangıçların mesken tuttuğu Onofrio Çeşmeleri var. Ne zaman o çeşmelerin etrafında takılsak mutlaka üzerime kuşlar pisledi. Her ne kadar piyangocu bulup ritüeli yerine getiremediysem de benim için adı şans çeşmesi kaldı.
ONOFRİO ÇEŞMESİ
Old Town'da farklı mimaride kilise ve müzeler de var. Fiziksel yakınlıktan olsa gerek çok baskın bir İtalya havası var şehirde. Bunların içinden en beğendimiz etrafı sütunlarla çevrili Başkanlık Sarayı (Rektörlük Sarayı da deniyor) oldu. Özellikle gece aydınlatması harika. Old Town küçücük bir yer, bu sarayı görmemeniz mümkün değil. Her şekilde karşınıza çıkar. 

REKTÖRLER SARAYI
REKTÖRLÜK SARAYI
Son yıllarda kültürel aktivitelere ev sahipliği yapan Sponza Sarayı ise en iyi korunmuş yapılardan biri. Her tarafında sergi ve konser afişleri asılıydı sarayın. Hemen karşısındaki Çan kulesi ve Orlando sütunu da istemeseniz de göreceğiniz tarihi yerleri. Gerçekten küçük bir yer burası.
SPONZA SARAYI
Old Town’da çok fazla merdiven var. Şehir kat kat tasarlanmış. Bu katlar arası geçişler de merdivenlerle sağlanıyor. Geceleri bu merdivenler yemek yenilen içki içilen yerler haline dönüşüyor. Bir rivayete göre Ortaçağda bu merdivenlerin anlamı suç işleyenin her bir cezasında bir basamak yukarı çıkarılması ve kellesinin aşağıya yuvarlanmasıymış. Doğru da olabilir. Ortaçağ'a boşuna karanlık çağ da dememişler.
OLD TOWN ARA SOKAKLARI
Eski şehrin içinde yapılması mutlaka gerekli şeylerden biri Çin seddi gibi şehir surlarına tırmanmak. Dubrovnik Walls da deniyor. Çok etkileyici bir manzarası var. Şehri tepeden görmeden dönmeyin buradan. Hiç beklemediğiniz güzellikte şeyler de keşfediyorsunuz bu arada. Özetle kaleye ve surlara çıkın ama bunu akşam 18.00 gibi yapın. Sıcaklar biraz çekildiğinde yani. Aksi halde o manzaraya rağmen sıcaklar çekilmez.
SURLARDAN STRADUN CADDESİ
SURLARDAN ADRİYATİK
Old Town’da şehri tepeden görmenin başka bir yolu da teleferik. Dubrovnik’in coğrafyası çok ilginç. Teleferikle tüm şehri farklı bir şekilde görme imkanı buluyorsunuz. Bence güzel bir deneyim.
ŞEHİR MANZARASI
Dubrovnik Old Town, çekici ara sokakları olan ve her ara sokakta beklenmedik dükkanların karşınıza çıkacağı bir yer. Sokaklarında gezinmek, mağazalarına, hediyelik eşya dükkanlarına girmek çok eğlenceli. Sağlam bir kimliğe sahip yerel mağazaların çokluğu da ayrıca dikkat çekiciydi. Aslında şehrin kurum kimliği de çok etkileyici. Öyle çok birbirine benzer ara sokak var ki gideceğiniz yeri şaşırmamanız için şehri tasarlayanlar buna harika bir çözüm bulmuşlar. Her ara sokağın başında o ara sokakta yer alan otel, restoran, dükkanın isimleri yazıyor. Böylesine bir sorunu çok basit ve anlaşılır bir şekilde çözmüşler.


SOKAK TABELALARI
Dubrovnik’te her sabah Dubrovnik’e özgü yiyeceklerin satıldığı çok güzel bir Pazar kuruluyor. Sabah 7.00’de kuruluyor, 10.00'da da toplanıyor tezgahlar. Her sabah Gunduliceva Meydanında kurulan bu pazara gittim. Günümüz plajlarda, teknede ve yollarda geçtiği için sabahları bu pazardan meyve alışverişi yapıp yemek aralarında bi güzel yedik meyveleri. Pazarda meyve ve sebze dışında hediyelik eşya tezgahları da var. Buradan alınabilecek en güzel hediyelik eşya bence lavanta torbaları. Sevimli keseler içinde satıyorlar. Bunların yanında el işi masa örtüleri, keten kumaştan gömlekler, Hırvat bebekleri ve Hırvatistan ulusal ürünü kravatların da çeşit çeşit renk ve modelini bulabilirsiniz bu pazarda.
GUNDULİCEVA PAZARI
Kravat demişken bu konuda ne kadar hassas olduklarını da söylemeden geçmeyeyim. Etraf kravat dükkanlarından geçilmiyor. Fransa savaşında, savaşa giden erkekleri uğurlayan eşleri, anneleri başlarındaki atkıları çıkarıp boyunlarına bağlarlar ve bunların şans getireceğine inanırlarmış. Daha sonra Fransızlar bu kravat işinin üstüne yatmaya çalışmış. Onların olduğunu iddia etmiş yani. Büyük tepki göstermiş Hırvatistan ve bundan birkaç yıl önce ‘Kravat bizimdir bizim kalacak’ eylemi yapıp bütün Dubrovnik sahilini, kravat yığını haline getirip Guinness rekorlar kitabına girmişler.
Ama son tahlilde buradan alınacak en güzel hediye şarap. Şarap gerçek anlamda ‘sudan ucuz’ olan tek içecek. Posip ve Dingac şaraplarını ise mutlaka tadın. ‘Güzel şarap pahalı olmak zorunda değil’ tezine omuz veren bir ülke Hırvatistan. Gerçekten harika şarapları var.

DİNGAC SARABI
Hırvatistan’ın kızları da çok güzel. Akşamları Stradun’da gezintiye çıkan, her birinin bacağı benim boyumdaki kızlara Mehmet Ali ve Murat kadar Ada ve ben de ağzımız açık baktık. Irkına sağlık, uzun diye bildiğimiz bacak boyuna iki karış fark atıyorlar. Gerçekten çok güzel bir ırk Slavlar. Bayıldık

Ve tabii ki Plajlar...

Dubrovnik'in etrafında birçok plaj ve koy var. Şehirdeki 150’ye yakın plajın tümü AB tarafından mavi bayrakla ödüllendirilmiş. Biz eski şehrin hemen yanında içinde bir de restoranı olan Banja'ya plajına gittik sıklıkla. Çok beğendik burayı. Hemen karşısı Lokrum adası. Güzel bir manzarası var, özellikle güneşi orada batırıyorsanız. Deniz pırıl pırıl. Ege ve Akdeniz sahillerine özellikle Olymposs ve Fethiye’deki koylara hasta biri olarak söylüyorum; deniz Hırvatistan'da çok güzel.

BANJE PLAJI
 Dubrovnikte plajlar kadar popüler denize girme ve güneşlenme yerleri kayalar. Yerli halk genelde kayaların üzerinde güneşlenmeyi ve buralardan denize atlamayı tercih ediyor. Çoluk çocuk, yaşlı genç hop hop denize atlıyor kayalardan. Biz de denedik, özellikle kayalardan atlama kısmına bayıldık. Çok eğlendik Ada’yla.


KAYALARDA HAYAT
Lokrum Adasına gidilmesi şart.
Dubrovnik'in her yerinden görünen Lokrum adasına mutlaka gitmenizi tavsiye ediyorum. Yerleşimin olmadığı, insanlara yalnızca günübirlik gezinti için açık olan doğal yaşamın olabildiğince korunduğu çok güzel bir ada... Adanın her tarafından denize girilebiliyor. İç tarafında ormanın ortasında Ölüdeniz var. Kayalıkların arasından denize girilen olağanüstü güzellikte bir yer burası. Adı üstünde Ölüdeniz. Açık denizle bağlantısı yok. Bir çeşit göl. Rengi, doğası, etrafı harika. Orada denize girmek çok eğlenceli... Kayıtsız kalınamaz bir güzellik. Ayağınızda deniz ayakkabıları olmadan burada denize girmeyin, hem kayalar cok keskin, kayalardan yırtsanız deniz kestanelerinden yırtamazsınız... Her yerdeler çünkü.

LOKRUM -DEAD SEA
LOKRUM ADASI
Tüm günü burada istediğiniz gibi denize girerek, ormanın kendine has sükuneti içinde dinlenerek ve karnınız acıktığında sayısı çok olmamakla birlikte güzel balık ve deniz ürünü yiyebileceğiniz restoranlarda yemek yiyerek geçirebilirsiniz... Dubrovnikten 30 dk'da bir karşılıklı feribot seferleri var Lokrum adasına...

Kolacep-Sipan-Lopud Adaları. Gözardı edilmemesi gereken güzellikler...
Diğer bir gününüzü Dubrovnik'in Elafiti dedikleri 3 çok çok güzel adasına ayırmanızı şiddetle tavsiye ediyorum... Kolacep, Sipan ve Lopud. Bu adalara isterseniz tekne kiralayarak isterseniz turlara katılarak gidebilirsiniz.

DUBROVNİK LİMAN
Ilk gittiğimiz ada Koloçep’ti. Güzel bir bitki örtüsü var Kolaçep’te. Mehmet Ali çocukluğundan beri görmediğini söylediği pasiflora çiçeklerinin peşine düştü. Ben şirin şirin evlerin ve manzaranın peşine. Her şeyiyle tam bir Akdeniz adası.
Büyük bir ada değil. Bir-iki restoran ve kafesi de var. Herhangi birinde oturup, manzaraya karşı Hırvatistan'ın yerel birası Ozujsko'dan için.

İkici gittiğimiz ada Sipan. Dünya jet sosyetesinin de uğradığı bir yermiş. Sipan Otele yakın Konoba kod Marka diye bir restoran var. Ada küçücük zaten. Kime sorsanız gösterir yerini. Denizin üzerinde. Muh-te-şem. Baba oğul işletiyor. Yerliler Marco da diyor restoran adına. Deniz ürünleri, balık ne yerseniz harika… Öğle yemeğinizi burada yiyin mutlaka.

KEREVİT
SİPAN LİMANI
Üçüncü ada Lopud Adası. Limanı müthiş buranın. Sakin, mutlu mesut insanların yaşadığı bir cennet gibi. Adanın diğer ucunda  Sunj isminde bir plaj var. Bu adada araba yok. Diğer tarafına da gitmek yürüyerek en az 20 dk. Bir de limanda Sunj plajına giden golf arabalarından taksiler var. Bunların taksi olduğu çok anlaşılmıyor. Birilerine sorun ve yürümek yerine Golf arabalarıyla Sunj’a gidin. Gerçekten o sıcakta yürümek çok akıllıca değil.

SUNJ PLAJI
Sunj’a 'altın kum plajı'da deniyor. Yanında çıplaklar plajı var. Hemen heyecan yapmayın, baktık girenlere hepsi 45 üstü kadın ve erkekler. Hiç çekilmez yani:)

Sunj’ın cennet parçası olmasının yanında diğer bir özelliği suyunun sıcak olması ve ne kadar uzağa giderseniz gidin denizin belinizi geçmemesi…Hava oldukça sıcak olduğu için saatlerce denizden çıkmadık burada. Çok çok güzel bir plaj burası.

SUNJ PLAJI
Lopud adasının diğer tarafı ise restoranların olduğu bölge. Restoranların hepsinde mutlaka deniz ürünü var. Hepsinin de iyi olduğunu söyledi bizim kaptan. Harika bir öğle yemeği yediğimiz için tavsiye üzerine Obala’da oturup dondurmalı limoncello içtik. Ben de tavsiye ediyorum.

LOPUD LİMANI
Korçula Adası
Dubrovnik’in gidilecek diğer bir adası da Korçula. Burası günübirlik gidilebilecek bir yer değil. Eğer civardaki diğer ülkelere gitmek gibi bir niyetiniz yoksa Korçula iyi bir seçenek olabilir. Adriyatik'in en büyük adalarından biri Korçula, hem Marco Polo'nun doğduğu yer hem de en iyi korunmuş Ortaçağ kasabalarından biriymiş. Biz sığdıramadık programa. Ama aklımda da çok kaldı.

Mjlet Adası
Mjlet adası da gidilmesi gerek bir yer. Dubrovnikten 2.5 saat uzaklıkta Dubrovnik’in Gruz limanından kalkan feribotlarla gidiliyor. Damakçılar için bir not daha; burası Istakoz cenneti ve bu kadar lezzetli ıstakozları dünyada az bulursunuz. Onların iddiası yani:) Daha iyisini yiyene kadar şimdilik ben de katılıyorum.

Dubrovnik’ten aklımızda kalanlar yediğimiz olağanüstü deniz ürünleri, içtiğimiz harika Hırvat şarapları, harika bir doğa ve deniz, farklı, iyi korunmuş dekor gibi bir şehir oldu.
Yeniden görmek isteyeceğim kadar güzel. Avrupa’da geçirilebilecek en iyi yaz tatili şehirlerinden biri. Çok mutlu çok hayran ayrıldık Dubrovnikten.

Görülmesi Gereken yerler
  • Old Town
  • Franciscan Manastırı
  • Rektörler Sarayı
  • Onofrio Çeşmeleri
  • Dubrovnik Walls- Şehir Surları
  • Stradun Caddesi ve ara sokakları
  • Çan Kulesi ve Orlando Sütunu
  • St Blaise Kilisesi – Orlando sütünunun hemen karşısında
  • St Spas Kilisesi-Stradun caddesi üzerinde
  • Pile Kapısı
  • Ploce Kapısı
  • Sponza Sarayı
  • Ve Adalar... Gidebildiğiniz kadar çok ada’ya gidin. Hepsi güzel ve birbirinden farklı..
Otel Önerileri

Excelcior Hotel: Çok güzel bir otel. Harika bir plajı var. Surların dışında ama Old Town’a en yakın otel.

Pucic Palace: Old Town’ın içinde kalmak isteyenlerin başka alternatifi çok yok.

X Luxury Rooms Dubrovnik: Old Town içinde ortaçağdan kalma taş binalar aslına uygun restore edilmiş. Bunların bir çoğu da butik otellere ve kiralık apartman dairelerine çevrilmiş.

Bazılarını gördük, çok beğendik. Bence kalmak için çok iyi bir seçenek hem de otellerden çok daha uygun fiyatları.

Restoran Önerileri

Old Town'da bütün restoranlarda aşağı yukarı fiyatlar aynı. Restoranlara 'konoba' deniyor. Deniz ürününü nerede yerseniz yiyin aynı lezzette. Özellikle istiridyedeki lezzet istikrarını takdir ettim. Her yerde çok güzel istiridye yedik. Burası istiridye cenneti. Bir de acayip ucuz. Vücudunuz kabarana kadar yiyin, her gün günde 2 öğün mümkünse.

Dubrovnik’te Türk yemeklerine çok benzeyen yemekler de var. Örneğin İnegöl köfteye benzeyen bir köfteleri var. Adı cevapcici. Tüm menülerde var. Çocuklar için süper bir alternatif. Ada sürekli cevapcici yedi.

Orhan: Surların dışında Pile gate çıkışında bir restoran. Denizin üzerinde harika bir yer. Burada oranın meşhur yemeği soslu midyeyi harika yapıyorlar. Diğer yediklerimiz de çok lezzetliydi.

MUSULJE BUZARU
Ragusa 2: Denediğimiz başka bir deniz ürünleri restoranı. Yanyana bir sürü restoran var Ragusa gibi. Hepsi de aynı güzellikte eminim.

İSTİRİDYE
Lokanda Peskarija: Burada yemekler tencereler içinde servis ediliyor. Soslu midye burada da çok güzeldi. Tüm kabuklular çok başarılıydı burada. Surların dışında.

Nautika: En pahalı restoranlarından biri. Değer mi derseniz aynı yemekleri daha uygun fiyata yedik başka restoranlarda. Manzarası ve masaörtüleri dışında bir farkı yok. Yemekler gayet lezzetli ama adam başı 100 euro ödediğimiz tek yer.

Spagetti Toni: Dubrovnikte yiyebileceğiniz en iyi spagettiyi burada yerseniz, garanti ediyorum. İtalyaya yakın olmasından dolayı etrafta çok sayıda İtalyan var ama hiçbirini beğenmedik. Burası içlerinden en iyisi. Bruscettaları da çok başarılı bu arada.

MİDYELİ SPAGETTİ
Mea Culpa: Pizzaları iyi gibi duruyor ama biz çok beğenmedik. Bir de pizzalar çok büyük. Bir pizzayı en az 2 kişi hatta çocuklarda varsa 3 kişi rahat yersiniz o kadar büyük..

Dubravka: Canınız yumurtalı, peynirli kahvaltı isterse burayı deneyin. Surların hemen dışında koskoca bir meydanda. Harika da bir manzarası var.

Kapetanova Kuca: Dubrovnik’ten 50 km uzaklıktaki Ston kasabasında yer alan bir restoran. İstiridyeler müthiş. Aynı zamanda istiridye çiftlikleri de var. Kerevit, ıstakoz gibi digger deniz ürünleri de çok güzel. Kapetanova Kuca Mali Ston’da. Damakçıysanız buraya sırf istiridye yemeğe gitmelisiniz.

Taj Mahal: Burası Bosna yemekleri yapan bir restoran. Bizim Türk yemeklerine çok benziyor hepsi. Su Böreği, mantı gibi hamur işleri oldukça iyi. Canınız çekerse Türk yemeği, burayı deneyin. Old Town’ın içinde.

Konoba kod Marka: Sipan adasında. Tek kelimeyle harika

KIZARMIŞ KARİDES
































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder